BİR KIYAMI KUTSAL KILAN ŞARTLAR

bir_kiyami_kutsal_kilanlar

Ömrünü Hz. İmam Hüseyin gibi Müslüman toplumların aydınlanması, gençlerin dini aydın bir düşünceyle kavraması uğruna harcayan ve sonunda bu uğurda canını da kaybederek şehit olan Üstad Mütefekkir Murtaza Mutahhari bir başkaldırı hareketini ve kıyamı kutsal kılan nitelikleri inceleyen şu beyanlarda bulunmuştur:

İmam Huseyn (a.s.) fevkalade büyük ve mukaddes bir kıyam gerçekleştirmiştir. Bir kıyamı kutsal kılan bütün nitelikler, İmam Huseyn (a.s.)’in kıyamında mevcuttur. Bundan da öte dünyada bu kutsal kıyamın bir benzeri de yoktur.

Peki sözünü ittiğimiz nitelikler nelerdir?

Mukaddes bir başkaldırının ilk şartı, hedef ve maksadının şahsi ve kişisel olmaması, aksine genel ve herkes için yani insani olmasıdır. 

Bir kıyam bazen ferdin kendi kişisel hedefleri için , bazen kendisi için değil toplum için, bazen insanlık için, bazen hak- hakikat, tevhit, adalet ve eşitlik için gerçekleşir. 

Kişisel olmayan bir kıyam, artık o kişiyle alakalı değildir, bütün insanlıkla veya o kıyamın ilgilendirdiği bütün bir toplumla ilgilidir.

İşte bu yüzden yeryüzünde, şahsi menfaatleri değil de başkaları için kıyam eden, beşeriyet için, insanlık için, hak, adalet ve eşitlik için, tevhit, marifetullah ve iman için, hareket eden kişiler, bütün insanlar tarafından sevilirler.
Allah Resulü (s.a.v.)’nün “Huseyn bendendir, ben de Huseyn’denim” buyurduğu gibi, biz de diyoruz ki; Huseyn bizdendir, biz de Huseyn’deniz. Neden böyle diyoruz? Çünkü İmam Huseyn (a.s.) 14 asır önce, bizim için ve dünyadaki bütün insanlar için kıyam etmiştir. O’nun kıyamı mukaddes bir kıyamdı. Tertemiz ve şahsi çıkarlardan uzak bir kıyamdı.
Bir kıyamı mukaddes kılan ikinci şart, o kıyamın kuvvetli bir anlayış, idrak ve basiretle iç içe olmasıdır. Bu şu demektir; bazen insan toplumları tam bir gaflet içerisindedirler, habersizdirler, anlamıyorlar, cahildirler. Bunların arasından basiretli, bilgi ve idrak sahibi biri çıkar ki, bu milletin derdini kendilerinden daha iyi anlar. Dertlerinin çaresini kendilerinden daha iyi bilir.

 

Hiç kimsenin hiç bir şey anlamadığı, derk etmediği bir zamanda basiret ve geniş ufuk sahibi bir kişi çıkıp kıyam ediyor. Ancak onun kıyamından yirmi yıl, otuz yıl, elli yıl geçtikten sonra insanlar daha yeni uyanıyor ve bu kişinin neden kıyam ettiğini, bu kıyamla hangi mukaddes hedeflere ulaşmak istediğini anlayabiliyor ve diyor ki; “Bizim büyüklerimiz o yıllarda bu kıyamın değerini anlayamamışlardı!”

 

İmam Huseyn’in as. hereketi, işte böyle bir hareketti. Bu kıyam sayesinde bugün biz Yezid’in ne olduğunu, Yezit hükumetinin nasıl bir hükmet olduğunu, Muaviye’nin ne yaptığını, Emevi planlarının neler olduğunu anlıyoruz, ama o dönem insanlarının yüzde doksan dokuzu bunu anlayamıyordu. Özellikle günümüzdeki iletişim araçlarının o zamanlarda olmamasını göz önünde bulundurursak bunu daha iyi anlarız.
Medine halkı Yezid’in ve Yezit hükumetinin ne demek olduğunu anlamıyorlardı. Ancak Hz. Huseyin öldürüldükten sonra sarsıldılar, kendilerine geldiler ve “Neden Huseyn İbn-i Ali öldürüldü?” diye sordular. Başlarında Abdullah İbn-i Hanzala “ğesil-ul-melaike” olmak üzere, Mekke’nin büyüklerinden bir heyet seçip Şam’a gönderdiler. Onlar Medine’den uzaklaşıp Şam’a varıp, Yezid’in yanına gittiklerinde durumun ne olduğunu anladılar. Medine’ye döndüklerinde kendilerine neler gördükleri soruldu. Dediler ki “Size şu kadarını söyleyelim ki, orada bulunduğumuz sürece diyorduk ki ‘Allah muhafaza, ya gökten başımıza taş yağarsa!” Dediler; durumlar nasıldır ne haberler getirdiniz?’ Dediler ki; ‘Biz bir halifeyle karşılaştık ki, aleni bir şekilde şarap içiyor, kumar oynuyor, köpeklerle maymunlarla oynuyor, hatta kendi mahremleriyle zina ediyor!’

 

Abdullah İbn-i Hanzala’nın sekiz oğlu vardı, Medine halkına dedi ki; ‘Siz ister kıyam edin ister etmeyin, ben Sadece bu sekiz oğlumla bile olsa kıyam edeceğim.’ Öyle de oldu. Hurre kıyamında Yezid’in aleyhine önce sekiz oğlunu kendisinden önce gönderdi, hepsi şehit oldular, sonra da kendisi şehit oldu.

 

Abdullah İbn-i Hanzala, bundan iki ya da üç yıl önce, İmam Huseyn (a.s.) Medine’den çıkarken ‘Eğer yezit gibi biri İslam ümmetinin halifesi olursa, İslam’ın Fatihasını okumak gerekir.’ dediğinde neredeydi? İşte o gün Abdullah bilmiyordu, anlamıyordu. İslam âleminin sarsılıp, kendine gelebilmesi için, İmam Huseyn (a.s.)öldürülmeliydi ki, Abdullah İbn-i Hanzala’ların, Medine, Küfe ve diğer yerlerde yüzlerce kişinin gözlerinin açılıp ve evet Huseyn (a.s.) ‘Ben yezit gibi biri İslam’ın hilafetini ele almasından utanç duyarım’ sözünün hak olduğunu anlayabilsinler.

 

Bir kıyamın kutsallığının üçüncü şartı; tek olması, fert olmasıdır. Ne demek bu? Şu demek; tam bir zulmet ve karanlıkta parlayan bir meş’ale olmalı, Sessizliğin içinden yükselen bir nida, mutlak sessizliklerin içinden kalkan bir hareket olmalıdır. Yani korkunun getirmiş olduğu tam bir sessizliğin hakim olduğu şartlarda, insanların konuşma gücünün olmadığı, mutlak karanlığın mutlak ümitsizliğin, mutlak sükutun içinden bir anda bir kişi çıkıyor ve sessizliği kırıyor, sükûtu ortadan kaldırıyor, hareket ediyor ve karanlıklar içerisinde meş’ale gibi parlıyor. Sonra da başkaları bu hareketin arkasına takılıyor.

Acaba Huseyn’in hareketi böyle bir hareket değimliydi?

Evet, böyle bir hareketti. İmam Huseyn (a.s) Böyle bir hareket gerçekleştirdi. O bu hareketiyle neyi hedeflemişti? Neden İmamlarımız İmam Huseyn’in mateminin yaşatılması konusunda bu kadar ısrarlı idiler? Neden İmam Hüseyin kıyam etti? Bizim bu konuda kendimizden delil sunmamıza ihtiyaç yoktur. İmam kendisi hareketinin delilini beyan ediyor.

Tam bir sarahatle şöyle buyuruyor: Bizim dünyamızı fesat sarmıştır ceddimin ümmeti bozulmaya yüz tutmuştur. Ben ıslah etmek için kıyam ettim, ben ıslah peşindeyim.

“İnni lem ehruc eşiren ve la betiren ve la mufsiden ve la zalimen ve innema harectu litelebil islahi fi ummeti ceddi uridu en emure bil-meruf ve enha enil-munker ve esiru bisireti ceddi ve ebi”.

Ben azgınlık, makam, fesat, ve zulüm yapmak için Medine’den ayrılmadım. Ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak, ceddim Resulullah (s.a.a) ‘ın yolu üzere bulunmak için kıyam ettim. 

İmam Hüseyin (a.s), Benim iyiliği emredip kötülüğü men etmekten başka bir hedefim yoktur diye buyurarak, hareketinin hedefini açıklamıştır.

Yine şöyle buyuruyor: Görmüyor musunuz ki hakka uyulmuyor, batıl engellenmiyor, böyle bir durumda Müminin Allah’a kavuşmayı (şehadeti) arzulaması haktır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>