AŞURA ALLAH’IN KALEMİYLE YAZILMIŞ DRAM!

 

İslam, o insanlığın kurtuluş ve saadet nüshası, rahmet elçisinin bin bir çileyle büyüttüğü, o şecere-i tayyibe, aynen büyüyüp geliştiği hızla, saptırılmaya ve hatta ortadan kalkmaya yüz tutmuştu. Zira değil İslam, insanlıktan bile haberi olmayan, heveslerinin oyuncağı bir fasık, geniş bir coğrafyaya açılmış olan İslam dünyasının kalbi, yani halifesi olmuştu.

 

Müslüman halk, korku, fesat ve dünyevileşmenin pençesinde halsiz, ruhsuz, ihsassızca olan biteni seyrediyordu.

 

İslam dünyası böylesine fasit bir kalple asla Müslüman kalarak yaşayamazdı. Rahmet elçisinin sevgili torunu Hüseyin bin Ali (a), bu durum karşısında teslim olmanın mümkün olmadığını biliyor ve “Yezit gibi birisi İslam ümmetinin başına geldiyse, İslam’la vedalaşmak gerekir” diye buyuruyordu.

 

Batıl ve cahiliyet bütün çıplaklığıyla İslam’ın karşısına dikilmişken tek çare ümmeti uyandıracak bir feryattı. Öyle bir feryat ki, ümmeti uykusundan uyandırıp, dinine sahip çıkma gayretine düşürsün ve zalimlerin çirkin çehresini en güzel şekilde açığa vursun.

 

Ancak bu feryat kutsal ve tertemiz bir hancereden yükselmeliydi; Allah’ın arındırdığı ve tertemiz kıldığı bir hanedandan işitilmeliydi.

 

Hüseyin (a) babası Ali, annesi Fatıma ve kardeşi Hasan gibi, hakkın sesi olmak ve ceddinin dini uğrunda varlığını adamak için harekete geçti. Gün cihat günüydü ve Allah’ın rızası uğrunda can, mal ve evlat feda etmenin fırsatıydı.

 

Allah (c.c.), habibi Muhammet Mustafa’nın benzersiz çilelerle insanlığa anlattığı, öğrettiği kutsal dinin böylesine heba edilmesine rıza vermeyecekti elbet. Allahu Taala, İslam ümmetine yine rahmet ve inayet eliyle bir uyarı ve uyanış mesajı verecekti, ümmetin ruhunu tazeleyecekti.

 

Bu amaçla Allah (c.c), bir sahne hazırladı. Öyle bir sahne ki, hiç bir insan ona kayıtsız bakamayacak ve hiçbir başka sahneyle kıyaslayamayacaktı. Bu bir uyarma, uyandırma ve diriltme sahnesi olacaktı.

 

Bu yüzdendi ki Hüseyin (a) cihat meydanına sadece askerleriyle değil ailesi ve çocuklarıyla birlikte getirildi.

 

Gerçekleşecek olan olay sadece bir cihat olayı değil, daha çok bir ibret ve ikaz vakası; ilahî bir mesajdı. Allah, bir destan yazmak istiyordu, kendi yüce sanatının şanında bir destan, insanlık tarihinde benzeri olmayan bir destan.

 

Evet, Allah Kerbela’da Hüseyin’in (a) kanıyla öyle bir dram yazdı ki düşünceye, akla ve hissiyata en etkili biçimde hitap etmekte ve insan olan herkesi derinden etkilemekte.

 

Her şey yerli yerine dizildi, insanların en iyileri en kötüleri karşısında yer aldı. En merhametliler ve en acımasızlar; en temizler ve en kirliler; en yüceler ve en alçaklar…

 

Hak cephesi feda edilebilecek her şeyini ortaya koydu; can, mal evlat ve dünyevi bağların hepsi mertçe ortaya konularak şükür ve rıza ile Allah yoluna takdim edildi. Şikayetsiz ve kalp rahatlığı ile.

 

Baba yavrusunun gözü önünde kanlara bulandı, yiğitler analarının hasret bakışlarıyla ölüme uğurlandı, bacılar kardeş acısını iliklerine kadar hissetti …

 

Büyükler çocuklarının su… su… feryadını günlerce dinledi; çocuklar babalarını kanlar içinde can verirken seyretti.
Vedaların en hazini, ayrılıkların en umutsuzcası, çilelerin en ağırı…

 

Kerbela’nın adı bile seçilmiş bir ad. Kerbela; yani hüzün ve bela çölü.

 

Kerbela’da en huşu dolu namazlar kılındı, en içten münacaatlar edildi, Allah’ın kutsal kelamı en hazin gecede sahralarda yankılandı …

 

Kerbela’da namaz, sabır, izzet, iffet, zulme itiraz, Allah sevgisi, kardeşlik, şehadet, fedakârlık, tövbe, şecaat, mertlik, yakin, huzur … dersleri en üstün sanatçının kaleminden en içten ve efsanevi bir dramla insanlığa telkin edildi.

 

Beş kardeşini bir günde cehalet kılıçlarının karşısına gönderen bir bacı, şakilerin karşısında yalnız kalan bir gönül sultanı, daha altı aylıkken savaş alanında zulüm okuyla boğazı parçalan bir yavru, iki kolunu iki kırba su için veren bir kahraman ve çıplak develer üstünde esarete götürülen nübüvvet evi kızları Kerbela’dan başka nerede görülmüş ve görülebilir!

 

Allahım! Aşura günü eşsiz bir gündür, nasıl ki Kerbela da bela ve keder yağdırmada eşsizdi o gün.

 

Allahım! Kerbela en unutulmaz hüzün destanıdır ve sen onu en seçkin insanların kanıyla yazdın. Allahım! Senden başkası, bu destanı yazamaz, senden başkası bu tabloyu çizemez.

Ersan BAYDEMİR

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>